×

Tüm Yazılar

Son Adam Hakkında Roma: Euripidesçi Tragedya Albüm ya da Bir Fotoğrafın Arabı American Honey: Makyajsız Yakalanan Amerika Ahlat Ağacı'nın Poetikası Hell or High Water: Yeni Western, Eski Muhafazakârlık Arrival The Revenant Bulantı

Son Adam Hakkında

FİLM ATÖLYESİ:SİNEMANIN İMGELEM ARAÇLARI s.90-93 Erdem İlic

1920’li yıllara girildiğinde kamera çoktandır anlatısal olarak nesnel ya da öznel kılınabiliyor, açı ve yükseklikler ile psikolojik etkiler üretebiliyor, zaman-mekânda kesintisizlik sağlayabiliyor, çok uzak olayları, farklı zamanları, montajla bir araya getirebiliyordu. Bütün bunların yanında kamera hareket kazanmaya da başlamıştı. Her biri sinema tarihinin seyrini etkileyecek filmler yapılmaya başladı. Konu bir anlatıcı olarak kamera ve kamera hareketleri olduğunda, sinematografi adına çok öğretici bir film ön plana çıkanlar arasındadır. Friedrich Wilhelm Murnau’nun Son Adam’ında (Der Letzte Mann, 1924) kamera “yepyeni bir işlev yüklenmiştir. Bu sayede seyirci film boyunca hem karakterin hem de onun içinde bulunduğu dünyanın dengesizlikleriyle özdeşleşebilme olanağı bulur. Burada sergilenen farklı tavrın temelinde değişik kamera hareketleri, çarpıcı kamera konum ve açıları yatar.”8

Sessiz sinema döneminde yapılmış kurmaca bir film olmasına rağmen Son Adam (Der Letzte Mann, Friedrich W. Murnau, 1924) arayazılar içermez. Bu sinematografi açısından önemli bir özelliktir. Kamera sadece hareketleri ile değil, konumları ve açılarıyla da anlatıya katkı sunar: Bir karakterin iktidarını vurgulamak için, ona alt açıdan, tersi durum için de tepeden bakar. “Sarhoşluğu omuz kamerasının sarsıntılı çekimiyle, gözlerin yaşarışını ise netliği bozulan görüntülerle”9 anlatarak öznel kameranın en yetkin kullanımını oluşturur. Bu noktada Nilgün Abisel filme dair uyarı niteliğinde algılayabileceğimiz bir bilgi verir: “Belirtilmesi gereken nokta, kamera kullanımındaki yeniliklere gelişigüzel değil, simgesel ve dramatik açıdan gerekli olan hallerde başvurulmuş olmasıdır. Kamera gerektiğinde sabit kalır ve durağan bir görüntü sunar.”10 Dönemin diğer filmlerinde, örneğin kaydırmalı çekimlerle görüntüye anlamsız bir atraksiyon katmaktan başka bir işe yaramayacak şekilde kameranın hareket ettirilmesine sık rastlarız. Oysa böyle bir tercih görsel bir fark ya da anlam yaratacak bir kamera hareketinin özelliğini de öğütüp gölgeleyecektir.

Son Adam (Der Letzte Mann, Friedrich W. Murnau, 1924) sinematografi tarihi açısından önemli filmlerden biridir. Kameranın yetkin bir anlatı enstrümanı ve izleyicide yoğun duygular oluşturabilecek, çarpıcı etkiler yaratabilecek kapasitede bir alet olduğunu göstermiştir. Bu nedenle filmin bazı sahnelerine yakından bakmakta fayda var. Film aşağı doğru inen bir asansörün içinde başlar. Asansör zemin kata iner, kapısı açılır. Kamera bir otel görevlisi olan ana karakterin çalıştığı bölgeye, otel girişine doğru çizgisel bir hareketle ilerler. Burada, döneminde ve kendisinden önceki filmlerden farklı olarak kamera, sahneyi karşısına alıp onu bir yüzey ya da bir tiyatro sahnesi gibi algılamak yerine sahnenin içerisine girmiş, onu kendisini de saran bir dünya olarak görmeyi / göstermeyi başarmıştır.

Otel müdürü döner kapıdan geçerken, gözü ana karaktere takıldığında bir sonraki çekimde kamera müdürün yerine geçer, artık her şey kapının camının arkasından görünmektedir. Öznel görüntünün bu başarılı uygulanışı, filmin devamında daha da ileri boyutlara taşınacaktır. Sarhoş olan karakterin öznel görüşü sarsıntılı ve bazen çift gören bir kamera ile gösterilir.

Görev değişikliğinin bildirildiği mektubu okurken kamera –camlı kapıyı da geçerek– ana karaktere yaklaşır. Yakın plana evrilen bu harekette Deleuze’ün bize hatırlattığı şey gerçekleşir: yakın plan, karakterlerin, parçası oldukları sahneyi nasıl yaşadıklarını göstererek, nesnel kümeyi ona eşit hatta onu aşan bir öznellikle donatır.”11 Kötü haber okunurken yaşanan yıkım, öznelliğe geçişle eşzamanlı olarak gerçekleşerek etkisini artırır. Mektuba bakan kamera öznel konumunu daha da artırarak tıpkı bir göz gibi davranır; soldan sağa kelimeleri satır satır tarar.

Çok sevdiği üniforması ve görevi elinden alındıktan sonra, hizmetçi kadın tarafından yeni görevine doğru götürülen ana karakterin kaydırmalı çekimi, plan sekansın ilk örneklerinden biridir. Başka bir deyişle bir çekim tek başına bir sekans, yani kendi içinde anlatısal bütünlüğü olan bir görüntü haline gelmiştir. Kameranın bu hareketi, karakter için artık her şeyin değişmekte olduğunu, hareketin sonu ise değişimin tamamlanmış olduğunu gösterir.

Komşulardan biri, balkonundan epey uzaktaki bir kadına ana karakterin başına gelenleri anlatır. Bu kadar uzak bir mesafeden, üstüne üstlük sessiz bir filmde, dinleyen kadının her şeyi doğru duyduğundan kimsenin şüphesi yoktur: kamera daha uzak bir mesafeden dinleyen kadının kulağına yaklaşmaktadır. Bu türden bir yakın plan –Deleuze’ün söylediği gibi– sesi kulağın düzeyine eşitler.

Son Adam’da (Der Letzte Mann, Friedrich W. Murnau, 1924) kullanılan anlatı tekniklerinin çoğunu günümüzde de birçok filmde görebiliriz. Bir otel çalışanı olmasına rağmen giydiği havalı üniformanın bir karaktere çevresinde nasıl saygınlık kazandırdığını, üniforma elinden alınınca saygının yerini küçümseme ve alaya bırakmasını öyküleyen film, basitleştirilmiş ve simgesel anlatımına rağmen, adım adım Nazi iktidarına giden bir ülkenin içinde olduğu üniforma sevdalısı psikolojiyi göstermekte oldukça başarılıdır.

(8) Abisel, Nilgün, a.g.y., s. 144. (9) Abisel, Nilgün, a.g.y., s. 145. (10) Abisel, Nilgün, a.g.y., s. 145.92 (11) Deleuze, Gilles, (2014) Sinema 1 – Hareket-İmge, çev. S. Özdemir, İstanbul: Norgunk, s. 49.93